‘Film’ Kategorisi için Arşiv

Onun Bunun Yapımcısından

Bazı filmlerin fragmanlarında bilmem ne filminin yapımcısından diye bir ibare geçiyor ya ben bu laftan bir şey anlamıyorum. Yani yapımcı dediğin benim bildiğim kadarı ile (tabi yanlış biliyor olabilirim) parayı bastıran adam demek. Yani dolayısı ile tüccar insan oluyor. İş yapacak bir projeye üç yatırıp onbeş-yirmi alma peşinde koşuyor. Şimdi durum bu iken fragmanlarda bilmem ne filminin yapımcısından demeleri bana hiçbir şey ifade etmiyor. Bu adam filmi yazmamış, yönetmemiş, kamera karşısına geçip oyunculuk yapmamış ve belki sette kimseye bir bardak su bile vermemiş. Faize parayı yatırmış günün gelmesini bekliyor sadece. Ee yani bu durumda Jerry amca bu filme para yatırdı inşallah tez zamanda parasını katlayarak toplayacak gibi geliyor o cümle bana

Bir de bu filmleri öven cümleler olur. Bilmem ne gazetesinin-dergisinin yazarıdır ve film hakkında bir şeyler söylemiştir. Afişlerde de bu cümleler kullanılır ve hemen yanına da yazarının adı yazılır ve ciddiyeti arttırsın diye çalıştığı yerin adıda ilave edilir. Altta Birkaç örnek sıraladım.

Bir film bu kadar mı iyi gelir yüreklere…(Bilmem Kim / Falanca Gazete gibi)
Usta bir yönetmen, usta oyuncular, iyi bir film…
Sıcacık bir film.
Hem geleneğin devamı hem de yeni bir şey.
Çağdaş sinemanın ilerici uçlarında bir film.
Kendinden emin, etkileyici bir ilk film.
Dünya üzerindeki en büyük hit.
5 yıldızlı bir gösteri

falan filan gibi. Benim merak ettiğim nasıl da bulup yazıyorlar böyle kallavi cümleleri. Ya kardeşim bir kişi de çıkıp demiyor mu

Ben yandım siz yanmayın. O derece yani.(Bruce Jackson / Herald Tribune)
Kesinlikle uzak durulması gereken bir yapım. (Veli Demirdelen / sinemasal dergisi)
Verdiğim bilet parası kol gibi girdi. Oy anam, aman aman. (berra demir / filmizleyelim.com)
Y.rrak gibi bir filmdi. Zaman da geçmek bilmedi bir türlü. (kemal valla / özgerçek)

Hiç mi böyle söyleyip yazan yok. Ne kadar boktan film varsa hepsi için böyle enfes cümleler döktürüyorlar anasını satayım.

Aylaklık Dönemi

bir zamandir eve hapsoldugum icin kendimi sinemaya ve muzige vermis durumdayim. İzleyici ve dinleyici olarak tabi. Son yedi gun içerisinde izlediğim filmler ile ilgili izlenimlerimi kısa kısa paylaşayım istedim.

Lions For Lambs

Irak savaşı ve Amerika’ nın uluslararası siyaseti ile ilgili olan film beklediğimden daha güzel çıktı. Keyifle izledim.

Senaryo : Matthew Michael Carnahan
Yönetmen : Robert Redford
Oyuncular : Robert Redford, Meryl Streep, Tom Cruise

Trade

Meksika’ da başlayıp Amerika’ ya uzanan ve sürükleyici bir şekilde temposunu düşürmeden hikayesini anlatan bir film. Forever Lilya filmini hatırlattı. Özellikle küçük çocukların nasıl kaçırılıp satıldığını ve seks işçisi haline getirildiğini anlatıyor. Güzel bir film olmuş. İzlerken öfke doluyorsunuz.

Senaryo : Jose Rivera
Yönetmen : Marco Kreuzpaintner
Oyuncular : Kevin Kline, Cesar Ramos, Alicja Bachleda-Curus, Paulina Gaitan

Reservation Road

Fena bir film değildi. Özellikle Mark Ruffalo çok güzel oynamış. Onun içine düştüğü durumu ve açmazlarını birebir yaşıyorsunuz. Bir trafik kazası sonrasında oğlunu kaybeden bir aile ve çocuğu öldüren kişinin dramını anlatan bir film.

Senaryo : John Burnham Schwartz, Terry George
Yönetmen : Terry George
Oyuncular : Joaquin Phoenix, Elle Fanning, Jennifer Connelly, Mark Ruffalo

Public Enemy (Gonggongui jeog)

Kore yapımı güzel bir film. Filmin başındaki monologu buraya aktarıyorum.

“Ben bir polisim. İnsanların hayatlarını huzurlu ve mutlu kılmak polis kuvvetlerinin kahrolası sorumluluğudur. Ülkenin dört bir yanında hizmet eden 150,000 polis var.

Her 300 vatandaşın güvenliği için bir polis sıkı çalışıyor.Bir polisin hayatı, taşıma suyla yangın söndürmek gibidir. Siz kuyudan su çektikçe, yangın öncekinden daha da büyür.

Polisler suçları araştırıp engel olurlar. Yataktan kalkar kalkmaz gangsterleri ve hırsızları yakalarlar. Ama suçlar, o sönmeyen yangın gibi tükenmek bilmeden olmaya devam eder.

Polisler, tehlikenin ortasında korkusuzca görev yaparken aldıkları madalyalar kadar yaralanırlar ve yara izleri olur. Kahretsin! Polis olalı on iki yıl geçmiş. Ama bu süre boyunca hiçbir şey değişmemiş. Hala düşük maaş alıyoruz ve hala eve gidemiyoruz.

Karısına iyi bir koca olmak ve çocuklarına iyi bir baba olmak,hiç yaşayamadıkları bir şey.

Bu gece bile, merkez içi veya dışında, tüm gece görevdeler. Ülkesine ve insanlarına kendini adayarak barış ve düzeni muhafaza eder, ve vatandaşlara hizmet ederler.

Ölmedikleri veya delirmedikleri sürece her polis bu şeyleri yapmalıdır.

Bunlar benim için de geçerli. Çünkü neticede ben de bir polisim. Ama, ben bu şeylerin hiçbirini yapmam.

Senaryo : Hyeon-jeong Kim
Yönetmen : Woo-Suk Kang
Oyuncular : Bir sürü çekik gözlü. Hepsi birbirine benziyor
Oyuncular (bu defa ciddi) : Kyung-gu Sol, Sung-jae Lee, Shin-il Kang, Jeong-hak Kim

Paint Your Wagon

Clint Eastwood’ u müzikalde görünce çok şaşırdım. Ama amca zaten müthiş, müzikalde de çok iyi oynamış. Tavsiye mi? Ederim tabi. Çok güzel bir film. Kadro iyi, konu iyi, oyuncular iyi. Daha ne olsun, keyifle izleniyor.

Senaryo : Alan Jay Lerner (adaptasyon : Paddy Chayefsky)
Yönetmen : Joshua Logan
Oyuncular : Lee Marvin, Clint Eastwood, Jean Seberg

How to Steal a Million

Yetenekli bir ressam. Ünlü ressamların resimlerini taklit ediyor ve herkese orijinal diye gösterip satiyor.Bu taklitçilik onun babasinda da mevcut. Aile yadigari bir heykel, tabi ki o da sahtedir, bir gün sergilenir ve olaylar gelişir. Bu cümlenin de hastasıyımdır; ve olaylar gelişir. Yazacak daha da bir bok bulamıyorum der gibi. Yetenekli ressamın kızı rolünde Audrey var. Bu bile filmi izlemek için yeter sebep. Ama böyle diyerek filmin hakkını yemeyelim. Gayet güzel ve eğlenceli bir film.

Senaryo : George Bradshaw (öykü), Harry Kurnitz (senaryo)
Yönetmen : William Wyler
Oyuncular : Audrey Hepburn, Peter O’Toole, Eli Wallach, Hugh Griffith

The Water Horse: Legend of the Deep

Küçük bir çocuk, efsanevi bir yaratık olan denizatı ve aralarındaki sevgi. Falan filan. Fena bir film değil ama ben pek keyif alamadım.

Senaryo : Robert Nelson Jacobs
Yönetmen : Jay Russell
Oyuncular : Bruce Allpress, Geraldine Brophy, Eddie Campbell, Ben Chaplin

The Interpreter

Cok buyuk bir beklentim vardi galiba bu filmden. Fena degildi ama rahatlıkla, utanıp sıkılmadan, daha iyi olabilirdi diyebilirim. Alfred Hitchkok filmlerini andırıyordu. Belkide yeniden çevrimdir. Eğer öyle ise Alfred amcanın çektiğini izlemek lazım.

Senaryo : Martin Stellman, Brian Ward
Yönetmen : Sydney Pollack
Oyuncular : Nicole Kidman, Sean Penn, Catherine Keener, Jesper Christensen

Fikret Bey

Adından da anlasilacagi üzere yerli film oluyor. Yasli bir amca vardi. Bu amcanin bir fabrikasi vardi. Bazi esnaflardan alacagi var ama alamiyor, oglu da siyasi sebeplerle yurt dışına çıkmış. Bu amcanin bir de bekçisi var iş yerinde. Amca tamam da bekçinin oyunculuğu olmamış gibi geldi. Uyudum filmin bazı yerlerinde. Öğrenci işi bir film gibi duruyordu film. Yönetmen bunu okusa döver beni herhalde. Öyle işte.

Senaryo : Selma Köksal
Yönetmen : Selma Köksal
Oyuncular : Erol Keskin, Fuat Onan

Sıkıldım yazmaktan. Diğer filmleri çok hızlı geçeceğim.

Bes Vakit

Bir Reha Erdem filmi. Büyük bir ustanın elinden çıkmış. Söyleyecek bir şey bulamam. Edebimle oturur izler, saygı duyarım. Şiir gibi film.

Hancock

Bir hollywood zırvalığı. Çok fazla sanat filmi izleyip kafayı sulandırınca ayılmak için izledim. Beğenmedim, sıkıldım.

Cassandras Dream

Woody Allen filmi izledim ve beğendim. Entel olabildim galiba sonunda. Neyse güzel bir film der kaçarım.

Kalifornia

93 yapımı imiş ben daha yeni gördüm. Sürükleyici güzel bir film. Özellikle küt saçlı abla çok iyi. Michelle Forbes’ di galiba.

Mongol

Az önce izledim. Moğol hanedanlığının kuruluş döneminde geçiyor ve tam da bunu anlatıyor. Savaş sahneleri güzel çekilmiş. Etkileyici bir film. İzleyin pişman olmazsınız.

Son olarak onlar olmazsa ben berbat ingilizcem ile bu filmlerden bir bok anlamazdim diyerek altyazilari cevirip bizlere sunan değerli çevirmen kardeşlerim ByRoN, Neottoman, Tr.heman, Deerhunter, Dante66, Akaramirez’ e ve diğer tüm çevirmenlere teşekkürü bir borç bilirim.

Joshua (2007)

“Seni asla, kimse sevmeyecek.”

Güzel bir gerilim filmi. korku filmlerinde bolca kullanılan, doğaüstü varlıklar, kapı ya da merdiven gıcırtısı, hızla kapanan kapı gibi klişeleri barındırmıyor. Oyuncular çok başarılı. Okuldan yeni mezun olmuş dört genç hafta sonu için kampa gider gibi binlercesi çekilmiş ve artık sıkmış olan korku filmlerinden ziyade daha yavaş tempolu ve gerçekçi konulu korku filmleri sevenleri tatmin edeceğini söyleyebilirim. Filmin sonlarına doğru parktaki dayak sahnesi sırasında Joshua’ ya özellikle dikkat edin.

Herhalde iş yapmaz diye ülkemizde gösterilmemiş olan filmin konusu kısaca şöyle : Cairn ailesi Manhattan’da refah içinde bir yaşam sürmektedir. İşinde oldukça başarılı bir koca olan Brad ve ilk çocukları Joshua’nın yaşattığı zorlu bebeklik döneminde hayli yıpranmış eşi Abby’nin ikinci çocukları Lily dünyaya gelir. Ailenin yeni üyesinden hoşnut gözükmeyen tek kişi ise oldukça zeki ve yaşıtlarından çok farklı bir çocuk olan 9 yaşındaki ağabey Joshua’dır. Tüm yetenekleri ve zekasına rağmen anne babasının kendisini sevmediğini düşünen Joshua, kendi sahip olmadığı mutluluğun acısını tüm ailesinden çıkartmaya kararlıdır.

Künyesi şu şekilde :

Senaryo : David Gilbert ve George Ratliff
Yönetmen : George Ratliff
Oyuncular : Sam Rockwell … Brad Cairn
Vera Farmiga … Abby Cairn
Jacob Kogan … Joshua Cairn

Sıfır Dediğimde (2007)

Sıfır Dediğimde (2007)

Başrollerde Damla Tokel, Görkem Yeltan, Oktay Kaynarca, Hazım Körmükçü bulunuyor. Konusu aşağıda. Filmin içindeki animasyonlar çok güzel olmuş, ben beğendim. Ama filmin konusu ve temposu için tam olarak aynı şeyi söyleyemem. Temposu biraz daha hızlı olabilirdi. Konusunu ise tam olarak anladığımı söyleyemeyeceğim. Filmi bir yere bağlayamadım. Benim kendi salaklığım olabilir. Senaryosu internet ortamında, web sitesinin katılımcıları tarafından geliştirilen filmin ilgili web siteleri; http://www.mahkum.net ve http://www.sifirdedigimde.com


“Aslı, Güzel Sanatlar Fakültesinde Resim bölümünde son sınıf öğrencisidir. Okulun sonlarına doğru birgün, çok sevdiği sanat tarihi hocasından antika değerinde eski tarihli orijinal bir kitap ödünç alır. Sanat tarihi hocası Müfit, çok yetenekli olduğunu düşündüğü Aslı’yı doğu tarzı minyatürler konusunda yönlendirmiştir. Ne var ki Aslı, kitabın da içinde olduğu çantasını o gün kaybeder. Aynı zamanda çantasını nerede ve nasıl kaybetmiş olabileceği hakkında en ufak bir şey hatırlamamaktadır. En yakın arkadaşı, tıp fakültesi son sınıf öğrencisi Nevin, kitabı nasıl kaybettiğini hatırlamaya çalışırken gittikçe bunalıma sürüklenen Aslı’yı bir psikiyatriste götürür. Psikiyatrist Dr.Melih, rijit bilimsel fikirleri olan bir bilimadamıdır. Aslı’yı görür görmez teşhisini yapar: Dissosiyatif Amnezi. Ve bu tanıya en iyi cevap veren tedaviyi uygulamak ister. Hipnoz. Aslı başlangıçta çekinse de hipnoz olmayı kabul eder. Melih, böylece Aslı’yı hipnoz seansı içinde, kitabı kaybettiği güne geri gönderir. Aslı o gün yaşadıklarını, zihninde tekrar yaşar. Kitabı bir telefon kulübesinde kaybettiği ortaya çıkar. Gizemli konulara meraklı olan Nevin’in ısrarları ve Melih’in, Aslı’nın bir başka psikiyatrik rahatsızlığı olup olmadığını anlamak istemesi, Melih’in hipnoz seansına değişik bir yön vermesine sebep olur: Aslı’yı telefon kulübesinin önünde bekletir ve çantasını kimin aldığını gözlemlemesini ister. Telefon kulübesinde bekleyen Aslı, kısa bir süre sonra yaşlı bir kadının çantayı farkedip, alıp ve uzaklaştığını görür. Melih, Aslı’ya telkin eder: “Yaşlı kadını takip et”. Aslı takip ederken ve gördüklerini seansı takip eden Melih ve Nevin’e anlatırken, birden, korku içinde irkilir. Hipnoz dünyasının içinde tanımadığı birisi tarafından gözetlenmektedir. Dehşet içinde kalan Aslı, aceleyle uyandırılır. Reel dünyadan hipnoz dünyasına geçişlerle, gizemli karakterler ve gizemli olaylar gün yüzüne çıkacaktır. Yıllar boyunca gizli kalmış aile sırları, doğu masallarının gizemli dünyasına yapılan bir yolculuk, İstanbul açıklarındaki gizemli Burgaz Ada’ya, gecenin içinde yapılan bir vapur yolculuğuyla keşfedilecektir.”

MUST LOVE DOGS (2005)

Mesajı baştan vereyim: Bu filme harcayacağınız zamana yazık.

Diane Lane ve John Cusack var başrollerde. Bu kadar. Başka da söylenecek çok fazla birşey yok. Sıradan, daha önce 500 farklı kopyasını gördüğünüz romantik komedilerden biri işte. Romantik komedilerin bütün klişeleri bu filmde de bolca mevcut. Başroldeki kadın sevdiceğinden ayrılmış ve içine kapanmıştır. Aile üyeleri ise (kardeşleri ve babası) onu böyle görmeye dayanamaz ve ona bir sevgili bulmak içn adeta yarışırlar. Daha önce bu konuda bir kaç film gördüğümü hatırlıyorum ama isimlerini çıkaramadım şimdi. Neyse bu hanım kızımız da kendisi için bulunan sevgili adayları ile buluşarak ve başlangıçta yanlış tercihlerde yaparak sonunda doğru adama gider falan filan. Yaklaşık 90 dakika süren bir eziyet oldu bu filmi izlemem. Kısa künyesi de şöyle;

Senaryo : Gary David Goldberg ( Claire Cook adlı ablanın aynı isimli kitabından)

Müzik : Craig Armstrong

Yönetmen : Gary David Goldberg

Blood Diamond

“Bazen merak ediyorum tanrı birbirimize yaptıklarımız için bizi affedecek mi? Sonra etrafıma bakıyorum ve anlıyorum ki tanrı burayı uzun zaman önce terk etmiş.”

blood diamond
blood diamond

Leonardo DiCaprio, Djimon Hounsou ve Jennifer Connelly başrollerde. Zaten sadece jennifer olsa, yani bütün bir film boyunca sadece jennifer kameraya baksa ben yine izlerim. Onun yeri ayrı. Elmas kaçakçısı Danny Archer (Leo) eski bir paralı askerdir.

Son işinde çuvallamış ve borca batmış durumdadır. Köyü isyancı güçler tarafından yerle bir edilen Solomon (Djimon) ise katliamdan madende çalışabilecek iri yarı güçlü bir insan olması sebebi ile kurtulmuştur. Madende çalışırken çok iri ve pembe (pembe olunca daha bir değerli oluyormuş) taş bulur ve saklar. Danny ve Solomon’ un yolu hapishanede kesişir. Danny borcunu kapatıp hayatında temiz bir sayfa açmak isterken Solomon’ un amacı ise baskın sırasında ayrı düştüğü karısı ve çocuklarını bulmaktır. Danny elmas karşılığında Solomon’a ailesini bulma sözü verir. Bu arada güzeller güzeli Jennifer’ da elmas ticaretinin kirli ve kanlı dünyasını araştırıp haber yapmak istemektedir. Büyük keyif alarak (2 defa) izlediğim filmin süresi yaklaşık 2 saat 20 dk.

Senaryo : Charles Leavitt
Yönetmeni : Edward Zwick
Müzik : James Newton Howard.