Benim Bayramlarım
deliye her gün bayram misali bana da her gün bayram anasını satayım. bu lafımdan her gün deliler gibi sevinçli olduğum, mutluluk denizinde büyük kulaçlar ile engini arşınladığım zannedilmesin. şunu demek istiyorum: diğer günlerim nasıl boktan ve sıkıcı geçiyorsa bayram da aynen öyle geçecek hiç bir farkı olmayacak. durum bu iken deliye her gün bayram lafı biraz çarpıtarak da olsa bana uyuyor.
tembelliğimden not edemeyeceğim ama yine bir rekor kıracağımızdan eminim. bakalım bu bayramda nerelerde ve nasıl ölecek necip türk milleti. “karayolları kan gölüne döndü”, “otoyolda bayram terörü” başlıkları yine bolca kullanılacak gazetelerde. zira biz türkler en iyi yapabildiğimiz şeyi bu bayramda da elimizden geldiğince yapacağız: ölmek ve öldürmek. bundan daha iyi başardığımız bir şey yok galiba. nefis ölürüz, tadımızdan yenmez. şofbenle ölürüz, evimize kamyon girer ölürüz, hemzemin geçitte trenden daha hızlı olacağımızı ispat etme çabasıyla ölürüz, karşıya geçmek için üstgeçiti değil de altındaki yolu kullanıp ölürüz, birbirimizin g.tüne kompresörle hava basar ölürüz. mevzu yeter ki ölmek olsun, biz bir yolunu ve mümkünse en saçma olanını bulup illaki ölürüz. ölmek ve mümkünse öldürmek (ki mümkündür) yegane becerimizdir. gerçi bu becerimiz sadece bayramlara özgü değil ama bayramla gelen beş-on günlük tatiller de uzun soluklu nefis performanslar sergiliyoruz.
en sevdiğimiz şeylerden biri de “nerde o eski bayramlar” geyiği. bayılırız bu geyiğe. evire çevire, bıkıp usanmak nedir bilmeden yıllarca bu geyiği ısıtıp ortaya süreriz. bayram sabahı ile birlikte tedavüle girer bu cümle. akabinde hemen yaşlı insan avına girer güzide medyamız. özellikle akşam haberlerinde kullanılan haber soytarıları vardır. bunların görevi abuk subuk haberler yapmaktır. çok ciddi bir sürü haber verildikten sonra birazda geyik yapıp halkımızı azıcık da olsa eğlendirelim anlayışı ile bazı abuk tiplere çok saçma, hatta bazen absürt bile diyeceğimiz haberler yaptırılır. mesela bu haber soytarıları yazın gelişi ile birlikte hemen asfalta koşup yumurta kırarlar, ingiliz bilim adamlarının kadınlar erkekten daha çok uyuyor haberini istiklal caddesinde halka sorarlar, sahilleri ve parkları dolaşıp istanbullu hafta sonunu böyle geçirdi diye bize bizi gösterirler, çarşı pazar dolaşıp vatandaşın alışveriş torbasına bakarlar falan filan. bunların şahı da şahbazı da ömür varol dur. reha muhtarlı show haber zamanında inanılmaz işlere, absürt ötesi mevzulara el atıp bizim dudaklarımızı hep açık bırakmıştır. neyse kaldığımız yerden devam edelim. bayramın gelişi ile beraber özellikle bu haber soytarıları hemen yaşlı insan avına çıkar. buldukları yaşlı insanlara “amcacım/teyzecim eski bayramları özlüyor musunuz?”, “o zamanki bayramlar daha mı güzeldi?”, “neler değişti?”, “o zaman ki ve şimdiki bayramlar arasındaki 7 farkı bulabilir misiniz?” gibi abuk soruları bıkmadan ve hatta usanmadan sorarlar. tamam son örnek soru çok abartı oldu biliyorum. bu yaşlı insanlar da hemen “ah nerde o eskiler” diye başlarlar. sanki yıllardır yaşlanayım da birileri gelip bana bunu sorsun diye beklemiş ve beklerkende sıkı bir hazırlık yapmış gibilerdir.bohçalarında bir sürü hikaye vardır anlatılacak. ama haber bültenlerinin de bir süresi vardır. o yüzden, o heybeden kısa bir iki anı çıkartılır ve “ahh evladım nerde o eski… kalıbı ile başlayan bir sürü cümle orta yere israf edilir. sonra da haber soytarısı çok çalışıp hazırlamış olduğu, kapanışa uygun, durumu özetleyen ama komedi de barındıran nefis bir cümleyi bize doğru göndererek sözü haber merkezine bırakır.
hala devam ediyor mu bilmiyorum (tv ile bağım eskisi kadar iyi değil, hiç düzeyine indirmeye çalışıyorum) televizyon kanalları bayram özel işkenceleri hazırlar. her gün gördüğümüz bir sürü isim, sanki uzun zamandır hiç bir yerde görünmüyorlarmışda kanalın büyük uğraşısı sonucunda televizyona çıkmaya razı olmuşlar gibi gösterilir. bayram özel eğlencesi diye her akşam üç beş şarkıcıya kısa konserler verdirilir. adam yıllardır atv’ de “ibo show” programını yapmaktadır. her magazin programında, hatta her gazetede bir şekilde ya da her şekilde düzenli olarak görünmektedir. istemesek bile gözümüze her yerden zaten sokulmaktadır. ama bayram özel eğlencesi fragmanında öyle bir sunarlarki, dersin pink floyd’ u tavlayıp getirmiş mübarekler. o derece yani. ibrahim tatlıses, alişan, alişmayan (ööğğ berbattı), demet akalın, sibel can, falan filan. ulan zaten hepsinin kendi programları var. her hafta yeterince çıkıp söylüyorlar. sonra her hafta biri diğerinin programına konuk olup, orada da söylüyor. magazin programı denen zırvalıklar bunların konserlerini gösteriyor durmadan. yani istemesek bile biz bunların kıçındaki kıla kadar ezeberlemiş durumdayız bunları. ama buna rağmen bayram özel şeysi diye, büyük bir başarı şeklinde gösteriliyor bu işkenceler. bu programlarda da bu tanınmış simalar, muhterem kişilikler çıkıp genellikle playback yaparlar. zaten çoğunun canlı söyleyecek yeteneği yoktur. neyse, araya da zamanın komiğine (artık o aralar komiklik mevzusunda kim popüler ise) bir iki komiklik yaptırılır ve bayram işkencesi yayına verilir. bu konuda beni en çok sinir eden mevzu şu olurdu; mesela çarşamba günleri yayınlanan güzel bir program olur ve siz de onu izlemek istersiniz ama bayram çarşamba gününüde kapsadığından yayın akışında değişiklik yapılır ve o güzel program yerine böyle işkenceler konurdu.
bizde pek olmaz ama bir de bayram ziyaretleri mevzusu var. biz genellikle evine misafir gelen aile rolüne çıkardık. tamam diğer aileler ile kıyaslayınca misafir sayımız çok ama çok düşük kalırdı ama bize yine de çok gelirdi bu sayı. neyse her nasılsa uzak akrabalardan birileri bir şekilde bizim kapıyı çaldığı takdirde bizler evin çocukları olarak kendi odamıza kapanırdık. içe dönük, dışarışı ile bağlantısı çok az olan ve bundan dolayı yalnızlığı ile beslenip ileride büyük sanatçılar olacak tipler değildik. bizimki sıkıntıdan kaçış idi. en son on sene önce sizi görmüş birinin size sırf muhabbet olsun diye “ne kadar büyümüş”, “o zamanlar sen daha şu kadarcıktın (elini halıya paralel ve yakın bir mesafede tutarak)” demesi muhabbet olarak bizi açmıyordu. konuşacak bir konu olmayıp insanların sıkıntı ile birbirlerine bakması son derece saçma gelirdi. dolayısı ile biz hemen odaya kaçardık. o yüzden sülale içinde pek tanınmayız ve sülalemizide pek bilmeyiz. annemizin “bir merhaba deyin en azından” lafları bile eğer terlikle desteklenmemiş ise pek fayda etmezdi. misafirlik ile sevdiğimiz şey gelen misafirlerin gidiş anları idi. onlar gittikten sonra biz oda dan çıkar ve eğer yanlarında bir şey getirmişlerse bayram ederdik. bayram içinde bayram ederek olayı ikiye katlayabiliyorduk. yaratıcı olduğumuz tek mevzu bu idi galiba. dediğim gibi bize nerdeyse hiç gelmezdi misafir. genelde sülalenin yaşlıları gelirlerdi. onlarda toprağa karıştıklarından beridir kimse kapımızı çalmaz oldu. sadece “bayramınız kutlu olsun” diyen çocuklar var. onlarıda biz kovuyoruz zaten hemen kardeşimle beraber. zaten azıcık şeker var bir de onlara mı vereceğiz. bu aralar bayram kutlamasına sadece çocuklar gelmiyor. daha önce hiç görmediğimiz büyük kişilerde gelebiliyor. mesela bize tanımadığımız yirmi-yirmibeş yaşlarında iki kişi apartman kapısından zile basmak sureti ile bayram kutlamasına geldi. evde olmamamız onlar için bayram olurdu herhalde ama en azından şeker verip gönderdik. dikkatli olun.
deliye her gün bayram, bana her gün sıkıntı. bayram olması bir şeyi değiştirmedi ben yine sıkıldım. bana müsaade size iyi bayramlar.
Henüz yorum yok
Leave a reply